Urla'dan Bir Neyzen Geçti / Doç.Dr.Hüseyin Yaltırık

Değerli okurlar… Geçmişten bir yaprak misali Neyzen Tevfik’in İzmir – Urla yıllarına dair yaşam öyküsünü sizlerle burada paylaşmak isterim. Bu bağlamda Neyzen Tevfik’in kısa yaşam öyküsü; Urla yılları ve ney ile buluşması, İstanbul yıllarından sonra İzmir’de yaşayıp İzmir’de ölen kızı Leman Kolaylı’nın, babasıyla ilgili anlattıkları ile Neyzen’in kardeşi Ahmet Şefik Kolaylı’nın Neyzeni anlatımları bu yazımızın konusu olacak. Neyzen Tevfik’in 74 yıllık yaşam öyküsü ve bu yaşam öyküsündeki masalsı kişiliği, çok sınırlı da olsa bazı kaynaklarda yer almıştır. Ancak, O’nun bu masalsı kişiliğini belki de manzum bir metin ile anlatmak daha anlamlı olur inancıyla, sizlere şu dizeleri sunmak istedim.  

 

NEYZEN TEVFİK KİMDİR?

BİLMEYEN, GELSİN SÖYLEYİM
ONUN HAYATI OLAYLI…
KENDİ BODRUM’DA DOĞMUŞ DA…
ASLI KOLAY’LI… KOLAY’LI…

KOLAY DEDİĞİN BAFRA’DA
KİM BİLİR KAÇ YIL ARADA…
BUGÜN TOPLANDIK BURADA
ŞAİR,  MEKTEPLİ… ALAYLI…

ANLAMAK ZORDUR NEYZEN’İ
BİLMEK GEREK HAKİKATİ
ONDAN ÖNCE MARİFETİ
ŞERİAT Kİ… ÇOK BELÂLI…

 

ÇOCUK İDİ BODRUM’DAYKEN
BABASININ KOLUNDAYKEN
KESİK BAŞLAR GÖRDÜ ERKEN
DEĞNEKLERDE… HEM SIRALI…

BODRUM’DAN SONRA URLA’DA
NEY DİNLERDİ ORDA BURDA
DÜŞÜP BAYILDI “SARA”DA
DOKTORLARINA SORALI

İZMİR’DE MEVLEVİ OLDU
HAMDI BELKİ, PİŞTİ YANDI
GÖNÜL GÖZÜ TEZ UYANDI
BEKTAŞÎ OLDU OLALI…

MÜRŞİDİNİ “BULDUM” SANDI
NEY İLE HAKK’A DAYANDI
YETMEDİ BEKTAŞ’A VARDI
HAKK’I ÖZÜNDE BULALI…

HİÇ BİR KALIBA UYMADI
HAKK’TAN GAYRIYI DUYMADI
ZALİME BOYUN EĞMEDİ
TEVFİK “NEYZEN”İ ALALI…


USTALAR OLDU FEYZ VERDİ
KÜÇÜK NEYZEN NEY DİNLERDİ
DİNLER, KENDİNDEN GEÇERDİ
NEYDE KENDİNİ BİLELİ…

 

İSTANBUL OLMAZDI NEYSİZ
NEY SESİ İSTERDİ DENİZ…
TEVFİK ÇALAR İKEN BİR KIZ…
İÇİ GEÇTİ BAYILALI…

BU NE HAL İDİ BİLMEK ZOR…
HAKİKATİ ASLINA SOR
RÜYAYDI BELKİ HAKK’A YOR
BU DÜNYADAN AYRILALI

“HÜSEYİN” DER SÖZÜM TAMAM
ELİF, LAM ve MİM’DİR ÂLEM
AHSEN-İ TAKVİM’DİR HER AN
“KAF-HA-YA-AYN-SÂD” OLALI…

                                         (H. Yaltırık, Bafra – Kolay, 2015)


(Neyzen Tevfik Kolaylı)

1879 yılının 24 Mart Pazartesi günü, kendi yazdığına göre Hicrî 1296 yılında Muğla’nın Bodrum ilçesinde, Bolu Müstakimler Köyü’nden Emine Hanım ile Samsun Bafra’nın Kolay beldesinden Hasan Fehmi Bey’in ilk oğlu olarak doğdu. Ahmet Şefik adında bir kardeşi vardır. Soyadı Kanunu çıkınca babası Kolay beldesinden olduğu için “Kolaylı” soyadını almıştır. İlk ney üflenişini Bodrum’da Tepecik Camii yakınında bir kahvede dervişlerden dinledi ve çok etkilendi. Kendi de üflemek istediyse de babası eğitimini olumsuz etkiler düşüncesiyle o yaşlarda buna izin vermedi. Çocukluk arkadaşı Avram Galanti Tevfik’in düdükler yapıp çaldığını, çevresindeki çocukların etrafına toplandığını ve ilhamını denizden aldığını belirtmiştir. Şiire ilgisi de bu yaşlarda dinlediği halk hikâyeleri sayesinde başlar.

Neyzen Tevfik, 1892 yılında on üç yaşındayken babasının tayini ile birlikte Urla’ya taşındı ve bir süre burada okudu. Urla yıllarında Neyzen sık sık Urlalı neyzenlerden ney sesini dinler, etkilenir ve adeta kendinden geçerdi. 1893 yılında tanıştığı Neyzen Berber Kâzım’dan ney dersleri almaya başladı ve aynı yıl ilk sara nöbetini de geçirdi. Tedavisi için annesi birçok doktora ve hocaya danıştı, fakat sonuç alamadı. En sonunda hastalığı kontrol altına almayı başaran, İstanbul’da Pepo adlı bir doktor; “çok fazla üzerine gidilmemesini, hattı zâtında en çok hoşlandığı şeyleri yapmasına izin verilmesi” gerektiğini söylemiştir. Bu sayede hem hastalık bir nebze kontrol altında kalacak, hem de bu tutum O’na “Neyzen” lakabını kazandıracaktı. Zira Neyzen artık pasif bir ney dinleyicisi değil, aktif bir ney üfleyicidir. Bu nedenle hastalığına galip gelmiştir. Ney üflemek sayesinde artık genç Tevfik içe dönük bir kişilikten çıkıp dışa dönük bir ruh halini kazanmıştır. Bu aktif – pasif hal değişikliğinin bir göstergesi de yıllar sonra İstanbul’da iken yaşanır: Bir keresinde yandan çarklı Ada vapurunun güvertesinde tahtaların üzerine sofrasını kurar ve demlendikten sonra şişeyi yan tarafa koyup neyini çıkarıp üflemeye koyulur. Çevresinde ney sesini dinleyenler mest olup kimileri dışa, kimileri içe gözyaşı akıtırlar… Birden bir kaza olur ve ney elinden düşüp kırılır. Neyzen fazla aldırış etmeden yanındaki şişeyi alıp kaldığı yerden üflemeye devam eder. Çevresindekiler şaşırmış, adeta büyülenmişlerdir. Neyzen çaldığı ezgiyi tamamlayıp karar sesine geldiğinde dinleyenlerden birisi sorar: “Neyzen bu nasıl şeydir ki, şişeden ney sesi çıkarttın?” Cevap gayet basit ve anlamlıdır: “Siz o seslerin boş bir şişeden geldiğini mi sanıyorsunuz?  İşittiğiniz sesler fakirin kalbinden dudaklarına inenlerdir…”

Neyzenin rindâne hayatı “hiçlik” felsefesi üzerine kuruludur. “Hiçlik” felsefesi ise hem onun için hem de varlık âleminin son durağıdır. Tekâmül zincirinin sonudur “hiç”. Bektaşîlik felsefesiyle de bir bakıma örtüşen bu hiçlik yolunda; Neyzen Tevfik Bektaşîlik yoluna da ilgi duymuş ve en son bu yolda karar kılmıştır. Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin “Şeraitte şu senin bu benim, Tarikatta hem senin hem benim, Hakikatte ne senin ne benim” sözü; varlıktan hiçliğe olan yolculuğu anlatan özlü bir sözdür ve Neyzen bundan haberlidir. Bu yüzden Bektaşî nefeslerine özel bir ilgi duymuş; İzmir ve İstanbul’da Bektaşî tekkelerinde kalmıştır. Neyzen’in “hiciv” sanatına ilgi duyup bu sanatta ilerlemesine Bektaşîlik geleneği yardımcı olmuştur. Bektaşilik yolunun “şathiye” şiirleri ile bu yolun hoşgörülü tutumu, “şekilden öze varlıktan hiçliğe” yönelimi, Neyzen’i derinden etkilemiştir.

Neyzen Tevfik’in ney üflemedeki ustalığının yanı sıra, çok iyi bağlama ve tanbur çaldığı herkesçe bilinmemektedir. Alevî–Bektaşî müziğinde temel bir saz olan bağlama, Neyzen için ney sazından sonra başarıyla çaldığı bir çalgıydı. Kırklarelili Âşık Ali Tanburacı, Neyzen Tevfik ile ilgili bir anısında, Neyzen’in kendisinden Bektaşî nefesleri çalmasını istediğini belirtir. Tanburacı da beş on tane nefesi, İstanbul’da Beşiktaş civarında bir odada, bizzat O’na çalıp okur. O gün pek hasta ve bitkin olmasına rağmen Neyzen Tevfik, Ali Tanburacı’ya “…Bak oğlum Âşık Ali, ben peşrev istemem, saz semaisi istemem, taksim istemem, bana orman türküsü çalacaksın…” deyince Âşık Ali Tanburacı da ona tanburasıyla:

İĞDENİN DALLARI SALLANIYORU

ALTINDA HANIMLAR EĞLENİYORU

türküsü başta olmak üzere Rumeli türkülerinden birkaçını çalmış ve Neyzen dinlediklerinden dolayı pek memnun olmuştur. Hatta Neyzen Tevfik, Âşık Ali’ye: “…Oğlum Âşık Ali senin bu türkülerin beni çok iyi etti, hastalığımı unutturdu. Acaba benim de babam Rumelili miydi? diye sorunca, Komiser Naim Bey “…Eee, anan bilir baba erenler” der. Neyzen de bu cevaba çok gülerek mukabele eder. Kırklarelili olup İstanbul’da emniyet teşkilatında görevli olan Neyzen’in komşusu Nuri Demirağa vasıtasıyla Hayrettin İskelesi civarında gerçekleşen bu buluşmaya, Ali Tanburacı’nın türkü defterindeki şu adres şahitlik etmektedir:

(Âşık Ali Tanburacı’nın türkü defterinden bir sayfa – H.Yaltırık özel arşivinden)

Neyzen hiçlik yolculuğuna, 1879 yılında Bodrum’da doğarak başlar; 1892 yılında 13 yaşında iken bu yolculuğa Urla’da devam eder ve 1898 yılında 19 yaşında iken de İstanbul’a gider. 1902 yılında 23 yaşında iken Mısır’a, oradan 1908 yılında 29 yaşında iken tekrar İzmir’e ve ardından yine İstanbul’a döner. 28 Ocak 1953 yılında vefatına kadar da çoğunlukla İstanbul’da hiçlik yolculuğuna “melâmet hırkasını kendi eğnine giyerek” devam eder.

Neyzen’in İzmir yıllarında hiciv sanatı alanındaki üretimlerine Manisa Kırkağaçlı Şair Eşref’in önemli bir etkisi olmuştur. Hatta hiciv sanatında denilebilir ki, “Eşref Neyzen’in ustası” dır.

MEŞREBİM MOLLA-İ RUMİ, MEZHEBİM BEKTAŞÎDİR

TA EZELDEN YANDI DİLDE, BU ÇERAĞ-I MANEVÎ

(Neyzen Tevfik)


(Manisa – Kırkağaçlı Şair Eşref)

 

Neyzen Tevfik’in Kızı Leman Kolaylı İzmir’de Babasını Anlatıyor

TRT İzmir Radyosunda uzun yıllar çalışıp daha sonra E.Ü. DTMK Bünyesinde Öğretin Görevlisi olarak çalışmış ve çok değerli arşivini karşılıksız olarak bu kuruma bağışlamış olan Ali Rıza Avni’nin yaptığı bir röportajda, Leman Kolaylı babası Neyzen Tevfik’i şöyle anlatıyor: “… Babam ailesine olduğu kadar kendini topluma da adamış bir kimse idi. Bu itibarla babamın ev hayatı aralıklı zamanlara hasredilmiştir. İçmediği zamanlar ekseriya bize gelirdi ve bu zamanda ‘kendimi kalafata çekiyorum’ derdi. Gayet intizamlı bir hayatı vardı. Diğer zamanlar Fatih’te bir odası vardı orada kalırdı. Pendik’e bize geldiğinde neyi, tanburu ve sazıyla gelirdi. Her sabah muntazam ney çalarak bizi uyandırırdı. Ayrıca tanbur ve saz da çalardı, bilhassa serhat havalarını o zamanlar çok tekrar eder ve çalardı. Babam hayvanlara karşı çok düşkündü, tabiatı çok severdi. Kediyi, köpeği çok severdi. Bir köpeği vardı, Mernuş isminde. Onu da getirirdi. O kadar çok bakmıştı ki… Köpek yani yağlanmaktan çatladı. Ve hatta onun için bir şiir yazdı “Mernuş” diyerekten. Zaman zaman bunu okurdu ağlardı, bizi de ağlatırdı… Babam şiirlerini gayri muntazam yazardı. Sigara paketinin arkasına, sıradan bir kâğıda veyahut aklına gelmişse duvar köşesine yazardı. Muntazam bir şekilde yazdığını görmedim. Babam çok nüktedan bir adamdı. Gayet güzel taklit de yapardı. Ahbapları gelirdi. İçmediği zamanlar eşi dostu kabul ederdi, çok güzel hatıralarını anlatırdı. Hatta öyle zamanlar olurdu ki, benim arkadaşlarım gelirlerdi, gece saatin üçüne kadar oturduğumuzu bilirim. Kendi istediği zaman çalardı. En çok Mısır hatıralarını anlatırdı. Her ne anlatırsa anlatsın zevkle dinlerlerdi. Sabahları yalnız çalardı. Evde yalnız kalınca da çalardı. Babam hakikaten çok iyi bir müzisyendi. Bir zamanlar benim elime alafranga bir nota geçti, yapamayacağım dedim, kendim de başka bir enstrüman çalmak istiyordum. ‘Kızım çok kolaydır sana şuradan beğendiğin bir parçayı çalayım’ dedi ve ney ile hakikaten fevkalade güzel çaldı…”

Değerli EGE’den okurları… Yıllar sonra Neyzen Tevfik Kolaylı’nın kızı Leman Kolaylı İzmir’e gelip yerleşir. Artık o bir İzmirlidir. Ferudun ve Oğuz adında iki oğlu olur. Oğuz aklı başında, işi gücü olan, çalışkan ve tutumlu bir genç olmasına karşın Ferudun tam tersine dedesi Neyzen Tevfik gibi rindane yapılı, içmeyi seven ve hiçliğe yelken açmış bir kişiliği temsil eder.  O tarihlerde çok genç bir gazeteci olan Çiğdem Sezen Köprülüoğlu bir usta gazetecinin de tavsiyesiyle Leman Kolaylı’yı bulur. Gazeteci kimliğini gizler ve abla kardeş gibi sıcak bir sevgi oluşur aralarında. Her gidişinde Leman Kolaylı’dan hayata dair bilmediği pek çok şey öğrenir. Ne konuştuklarını bugün için kimse bilemez çünkü Çiğdem Hanım Leman Hanım’a söz vermiştir ve kimseye Leman Hanım ile ilgili hiçbir şey anlatmamış ve yazmamıştır. Leman Kolaylı ile 1980’li yıllarda yaptıkları sohbetlere dair sadece “Ne Güzel Bir Dosttun Sen Leman Abla” başlıklı bir yazıyı 5 Haziran 2013 tarihinde Kuşadası Gözcü Gazetesi’nde yayınladı. Çiğdem Sezen Hanımla yaptığımız uzun sohbetlerden sonra Leman Kolaylı hakkında biraz daha detay öğrenebildim. Çiğdem Sezen Köprülüoğlu,  Kuşadası Gözcü Gazetesi’nde yazısını şöyle noktalamış:   

(Çiğdem Sezen Köprülüoğlu)

 

“…Gençlik günlerinden bahsederken, tatlı yemek için kolundaki bileziği nasıl bozdurduğunu, babası Neyzen Tevfik’in soğuk kış günlerinde üzerindekileri, ihtiyacı olanlara dağıttıktan sonra titreyerek eve dönüşlerini gülerek, sanki o günlere dönmüş gibi keyifle anlatırdı. Ancak, şimdi ekonomik ciddi sıkıntı çektiği aşikâr olan Leman Kolaylı, oğlunun yaşadığı bir sorunda, babasının adını karıştıran gazetecilerin dışında hiçbir konuda, hiç kimseye kızgın değildi… Farkındaysanız,  Leman Abla hakkında son yaşadığı yer ve unutulmuşluğu dışında fazla detay yazmamaya  özen gösterdim… Nurlar içinde yat Leman Ablacım. 30 yıl önce verdiğim sözü unutmadım. Günler – saatler süren sohbetlerimizden, senden hayatıma kattığım o hayat tecrübeleri ve güzelim anıların, benimle birlikte mezara gidecek… O  gün de söylediğim gibi seninle sohbet eden gazeteci Çiğdem değildi… Sadece seni seven, sohbetlerini, bilgilerini sünger gibi emen, hayatına taşımaya çalışan Çiğdem’di”…
 

Neyzen Tevfik’in Köpeği Mernuş İçin Yazdığı Şiir

BU ENGİN AYRILIK CANIMA YETTİ,

BAŞIMDAN AŞIYOR KEDERİM MERNÛŞ

BU YOLDA YAZILMIŞ FERMÂN-I KAZÂ

BUNU DA GÖSTERDİ KADERİM MERNÛŞ

 

BAĞLANMIŞTIM BÜTÜN KALBİMLE SANA

ŞU FÂNİ CİHANI OKUTTUN BANA

SEN GÖÇTÜKTEN SONRA BEN YANA YANA

HİCRANLA GÖZYAŞI DÖKERİM MERNÛŞ

 

BU YOLDA CAHİLİM, BİLDİĞİM KISA

SEN GİRDİN TOPRAĞA BEN DÜŞTÜM YASA

HAKLI HAKSIZ HATIRINI KIRDIMSA,

AFFEYLE GÜNAHIM, BEŞERİM MERNÛŞ!

 

Kardeşi Ahmet Şefik Kolaylı Neyzen’in İzmir Yıllarını anlatıyor 

(Ahmet Şefik Kolaylı)

Kardeşi Ahmet Şefik Kolaylı’nın Neyzeni anlatımı şöyledir: “…Tevfik daima hareket halinde bulunan yaramaz bir çocuktu. Babasının aldığı oyuncağı kısa bir müddet oynadıktan sonra hemen aklının takıldığı yeri görmek için kırar, anlamak isterdi. Neyzen kadar babasından dayak yiyen çocuk azdır. 14 yaşlarında arkadaşlarıyla güreş yaparken sağ elinin bilek kemiği kırılmış ve biraz eğri kaynamıştı. Kemiğin eğri olmasının ney çalmasında çok faydalı olduğunu söylerdi. Neyzen ilk ve Rüştiye tahsilini Bodrum’da yapmıştır. Rüştiye tahsili bugün ortaokula tekabül eder. Babadan ayrıca Arapça–Farsça derslerini de alırdı. İzmir İdadisi’nin birinci sınıfındayken hastalandı ve doktorların tavsiyesiyle bir müddet serbest bırakıldı. Zamanın ünlü doktoru Pepo Tevfik’i muayene ederek babasına ‘…üstüne düşmeyin, bırakın kendi haline…’ der. Tevfik bunun üzerine kalemine ve neye sarılır… Bu sıralarda İzmir Mevlevî Tekkesi’ne intisap etmiş ve semaa çıkarmış. Neyzen başı Cemal Efendi’den muntazam ney dersleri almış ve ayinlere iştirak etmiştir. O vakit İzmir Mevlevî Tekkesi şairlerin, münevverlerin, doğru fikirlilerin, edebiyatla meşgul olanların mahfeli halinde idi. Tevfik devam ettiği üç sene zarfında buradan çok istifade etmiştir. Daha sonra Tevfik’in İstanbul yılları başlar. İstanbul’da Neyzen’e o zamanlar ‘İzmirli Hafız Tevfik’ derlerdi. Hâlbuki bu hususta pek çalışmamıştı. O’na bu lakabı dedirtecek kadar Kur’an ezberinde idi. O vakitler doldurduğu gramofon plaklarının üzerinde ‘Hafız Tevfik’ diye yazılıdır…”

İzmir Urla’dan geçen bir rindâne şahsiyet, “hiçliği” varlığın önüne koymuş bir tasavvuf ehli, bir hiciv ustası olduğu kadar usta bir müzisyen Neyzen Tevfik, yaşadığı müddetçe sanatıyla çağına imzasını atmıştır. İzmir’in müzik hayatına ise daha 1925’lerde öylesine bir imza atmıştır ki, bugün dahi O’nun bu katkısı bütün müzik camiasını hayrete düşürecek kadar değerli bir belge olarak elimizdedir… 1925 yılında, Seyfettin Asaf ve Sezai Asaf’ın Batı Anadolu’daki halk müziği derlemeleri sırasında, bizzat Neyzen’den alınan bu ezginin notasını sizlerle paylaşarak, yazıya son vermek istiyorum. Ruhun şâd olsun Neyzen…

Seyfeddin Asaf – M. Sezai Asaf, Yurdumuzun Nağmeleri, İstanbul, 1926.

Kitabı Yayına Hazırlayan (Çevriyazım – Tıpkıbasım): F.Reyhan Altınay, İzmir, 2008.

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış