Edebiyat Dolayımından Çıkmalar 5 / Barış Acar

Yazı şiirdir. Keza şiir en baştan beri sözün veremediğini vermek iddiasındadır. Peki, yazı sözün veremediğini nasıl verir? Tabii ki, suskunlukla. Yazının insanlık tarihindeki tehdit edici yönü onun sessizliğinde gizlidir Jacques Rancière'e göre. Söz, doğrudan birine bir şeye yönelmek zorundadır. Her ne kadar ses'ten söz'e geçmek bir olay olsa da bu söz'ün tek başına özgürleşmiş olduğunu göstermez. Etrafta hâlâ iktidarların tedirgin edici manyetik alanları vardır. Dolayısıyla söz özneleşme biçimleri aracılığıyla iktidarlarla ilişkilenir. Oysa yazı tümüyle bağımsızdır. Kim tarafından ve ne zaman yazılmış olursa olsun, bilinip bilinmemesine karşı bile kayıtsız, ama her an yeni bir anlama bürünmek, hiç ilgisi olmayan birinin elinde bambaşka bir anlama gelmek üzere orada durmaktadır. İşte, Suskun Söz'de* Hugo'nun taştan katedralini ele alırken Rancière'in amacı bu suskunluğun çoğulluğunu göstermektir. Eğer ki sözcüklerin anlamları eskiden oldukları yerde değilse orada tehdit edici bir şey vardır. Şiir tam da bu yer değiştirme anında kendini gösterir. Sözcüklerle değil anlamlarla ilgilidir, aslında anlamlarda da sürekli ikamet etmez bir anlam rejiminden bir diğerine geçişi işaret eder. Bu yüzden şiir devrimcidir.

---

* Jacques Rancière. Suskun Söz, (Çev. Ayşe Deniz Temiz), İstanbul: Monokl Yayınları, 2016

* Fotoğraf Not: Manuscript self portrait of Arthur Rimbaud (1854-1891), by Sergio Albiac Portrait of the french poet using one of his manuscript poems. Generative calligraphic collage

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış


....