Mektup / Meriç Aytekin

Bugün şunu düşündüm sevgili Aziz Andreas:
  
 Hayalperest olmayan fizikçiler ve kaba filozoflar için ’’ zaman’’ can sıkıcı bir tartışma olarak yargı günün yıldızı gökte parlayıncaya dek bir giz olarak kalacaktır oysa sanatın yalnızlığında zihinlerimizi kendimize döndüren dokunuşlar bilinmeyen ılık bir yer altı suyunun uykusunu çarpacaktır yanaklarımıza.

 Hayır, sanatın, bilimin ve felsefenin ayrılığını bizler değil bizzat onlar haykırıyor kibir dolu odalarında ve laboratuvarlarında,  kendi kendilerine değil de gerçeklerle eğlediklerini düşünerek bu yaşamı, yaşamları. Suçlamak mı? Öfkelenmek mi? Yoksa intikam almak mı olacaktır benim dilimin sağaltıcı yolu yordamı?

Açık konuşmak gerekirse bu sorunun cevabını ölünceye dek bulamayacağım diye düşünüyorum. Şimdi penceremi açtım sanki iddialı bir eserin orta yerinde sigara içen bir yazarmışım gibi. Dışarıdan sonsuz hızla çaresizliğe akan metalleri ve parlayan ışıkları izliyorum. Sabahları nasıl sadece et ve kandan görüyorsa insan bedeni geceleri de metallerden ibaret görür arabaları ve bazen evleri. Ancak ben sigara içmem. Bilirsin.

Aziz Andreas!
Bir gecenin tüm sayıklamalarımla ve insanlığımızla nasıl bir ilgisi olabilir?
İnsan nasıl kendini bilmek için bunca acıyı göze alabilir?
Sorular sorular…
Bir deniz ve gökyüzü için yeterince kelimelerin yorgunluğuna bulanmış hissediyorum.

Sevgilerimle

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış