Dolma Biber / Betül Tarıman

    Gözü telefondaydı. Ah dedi Madam Marika, bonjur demek bu kadar mı zor?.. 

   Madam Marika içindeki karanlığa yüzünü düşürmekte, sol eliyle sütyenine tıkıştırdığı pamukları dibe, daha dibe iteklemekteydi. İsterdi ki memeleri Madam Lüsinyen gibi sutyeninden dışarı. Yolda yürürken “Aaa Madam Marika!”

   Madam Marika dolabın kapağını açtı. Domatesler, patlıcanlar, maydanozlar, havuçlar, erikler, şeftaliler arasında meydan savaşı verir gibi. Bulduğunu sandığı anda insan, kaybedebilirdi de. Buldu. Bir kilo kadar dolmalık biber, iki adet domates, pirinç de yaz sıcağında diğer bakliyatlar gibi kurtlanıvermesin diye o da dolapta. Maydanozları saplarından tak. Çekiverdi buzdolabının alt kapağını. İri iki kuru soğan. Dolabın, arabanın, evin kapısını kapattığı gibi çat.

    Günlerdir içinden taneler düşürüp kederlenen biri olmakla ki öyleydi, dolmanın içini hazırladı bir bulamaç gibi kısık ateşte. Dolmalık biberlerin tepelerine başparmağını içeri doğru bastırarak... Kendini düşünürdü dedi deyyusun herifi. Ya da korkaktı dedi anlamaya çalışarak.

   Saplarını gövdesinden ayırdığı biberleri yıkadı, bir tatlı kaşığı yardımıyla hazırladığı içi, biberlerin içine. Başlarına da güneş geçmesin diye kırmızı bir külah. Yaz sıcağında, dolmaların içi, içi gibi kaynayarak. İçi dışı birdi. Kimi kez ruhu bedeninden taşıverir, bazı evin içine tıkıştırılmış eşyalar gibi hissederdi kendini.

   Dolmalar pişmişti. Tencerenin kapağını açtı. Gözlerini dolmanın içine düşürdü. Kimi pirinçler, domatesle biberin arasından başlarını uzatarak… Hay aksi dedi yine taşmışlar. Bir çatal yardımıyla iki tanesini porselen bir tabağa ölüyü toprağa defneder gibi. Mutfağın içinde seğirtti. Buz gibi bir sürahi su, bir bardak, bir eliyle de sütyenine tıkıştırdığı pamukları… Altında eski bir iskemle gıcır gıcır gıcırdayarak…

   Kendini savaşın galibi bir asker gibi hissederek çatalı dolmalardan birine daldırdı. Dumanı tütüyordu. Ağzına götürdü. Coss. Bir bardak su. Hoh diye nefesini dışarı salıverdi. Eliyle ağzını yelledi ama… O sırada kapı çaldı. Telaşla kapıyı açtı. Bu Armen’di. “Bir isteğiniz var mı?” gibisinden bir şeyler mırıldanarak gözleri Madam Marika’nın göğüslerinde. Sütyeninden pamuklar taşmıştı. 

                                            Bazı şeyler keder gibi saklanmıyor dedi.

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış