Ne Dersiniz ? / Tekgül Arı

                                                 

Kadın adamı süzdü. Ayakkabısına baktı önce, markalı spor bir ayakkabıydı.  Krem keten pantolonu gün içinde giyilmişti, henüz kırış kırış değildi. Üzerindeki uçuk mavi gömlek tiril tirildi. Bileğini narince saran saati afiliydi. Yüzünü inceledi adamın. Biraz pürüzlüydü, ama gözlerinin akı pırıl pırıldı. Saçları temizdi. Bir gülse, diye düşündü. Adam çoktan hazırdı. Gülüverdi. Rahatladı ka dın. “Dişleri de tertemiz” dedi. Ne iş yapıyor acaba, sorsam mı?

Adam kadını daha görür görmez aşağıdan yukarıya kadar incelemişti. Ne güzel, dedi. Kısa eteğinin altında uzun bacakları, incecik beli. Bir yerleri kabaracaktı ki bastırdı düşünceyi kısa bir an. Kızın memelerine kaydı gözleri. Sünger sütyen mi, diye düşündü. Neyse artık, şansımıza, diye iç geçirdi. Yüzü hiç de fena değilmiş, ya saçları, avuca dolanacak kadar uzun. Şu dudaklarını bir büzse de tam tamına görsem büyüklüğünü diye düşünürken, büzüverdi kız: Bilmem ki… Adam içinden, bu gece benimle olur mu, sorusunu ilerleyen saatlere erteledi.

Bir aşk böyle başlar diyorum. Sen inatla ilkin gözler birbirine değer diye tutturuyorsun. Kadın ayakkabılarından bakmaya başladı, erkek bacaklarından. İkisinin aradığı aşk farklıydı. O kadar uzun boylu birbirlerini keşfedecek zamanları da yok. İnternet hızında olmalı ilişkiler kızım!  Facebook’un bakımlı, ışıltılı, mutluluk saçan fotoğrafları gibi görünmelisin karşındakine.  Konuşurken,  tweetin aldığı kadar olmalı sözler yoksa, ‘Tweetin 140 karakteri aştı. Daha zeki olman gerekiyor,’ mesajı takılır karşı tarafın aklına. Ama varsa inandıracağın bir hikâyen dinlerim seni. Yoksa keselim artık bu zırvayı.

Şimdi zırva mı oldu yani aşk. Sen fotoğraflara aldanmışsın. Tamamlanmamış sözleri kendince tamamlamışsın. Gerçek aşk hikâyesi mi istiyorsun, dinle o zaman. Sözümü sakın kesme. Bir sigara ver önce. Pencereyi sonuna kadar da açma öyle.  Yüzünü de buruşturup durma!  Aşkı bilmek istemiyor musun? Bilmek için katlan bari bir dalın kokusuna.

Kız sabah evden çıktı. Okula geldiğinde arkadaşları toplanmıştı bile. Önce ağaçları sonra ruhlarını katledenleri protesto edeceklerdi. Yürürken coşkuluydular, ta ki okulun çıkış kapısı önünde bekleyen homurtulu toma’yla karşılaşıncaya değin. Yüzleri solmadı, ama kolluk kuvvetlerinin çokluğuyla oldukları yerde kalakaldılar. Gruptan bir oğlan, elinde megafon, sanki bizim Deniz: Yürümek hakkımız, diyor diğerleri de bir ağızdan ona eşlik ediyordu. Toma’daki daha fazla dayanamadı, açtı suyun vanasını. Diğerleri de aynı anda gaz sıkmaya başladı.

Şimdi bu hikâyenin neresinde aşk var be! Resmen zırvalıyorsun.

Dinlemeye bile tahammülün yok senin. Üniversite yıllarında hiç yürüyüşe katıldın mı?

Benim işim olmaz. Hem bir şey elde edilmiyor, ne diye yürüyecekmişim. Ben işime bakarım kızım. Öyle devletle mevletle arayı bozamam. Anlayacağın böyle şeylere gelemem.

Gelemiyorsan dinle bari. Hiç mi merak etmiyorsun elektrik kesintisinin nedenini? O karanlığın ardında nelerin olduğunu… O taptığın sitelere bile giremiyorsun. Telefonumdan dene istersen. Savcı esir alınmış. Bundan da mı haberin yok?  Kulağında tıpa mı var senin?  

Yeter artık! Elektrikler gelinceye kadar aşk masalını anlattın anlattın… Sonra dinlemem bak. Bu zamanda elektrik kesintisi olacak iş mi be? Telefonun şarjı da bitecek zamanı buldu.

Ben ne diyorum sen ne diyorsun.

Dalaşma bana kızım. Ne anlatacaksan anlat!

Öf! Tamam ya.

Hiç acımıyor kolluk kuvvetleri, düşmanı ele geçirmiş gibi vuruyor da vuruyor. Deniz’i copladıkları yetmezmiş gibi, yaka paça tutmuş götürmeye çalıştıklarını görünce, birden aralarına atılıyor kırmızı montlu kız. Arkasından diğer kızlar. Kolluk kuvvetlerinin bir an şaşkınlığından yararlanıp Deniz’i çekiyorlar. Bu arada coplardan da yeterince nasiplerini aldılar. Değer oğlanlar da araya girince baygın Deniz’i hızla olay yerinden taşıyarak uzaklaştırıyorlar. Kırmızı montlu kız, siz gidin, arkadaşları yalnız bırakmayın, ben ilgilenirim onunla, derken yüreği hızla çarpıyordu. Sırt çantasından plastik pette yarım kalmış suyla, boynundan çekip aldığı fuları ıslatıp Deniz’in yüzünü temizledi.  Deniz’in dudakları kıpırdadı, göz kapakları açıldı. En son gördüğü sahne ile şimdiki arasında oluşan bağı kurmaya çalıştı. Kolluk kuvvetlerinin üzerine atlayan kızdı. Gülümsedi sadece. Kalkmasına yardımcı oldu kız. Elleri birbirine değdiğinde tenleri titredi. Gözleri çarptı, yürekleri sevince uçtu. Vay be! Kırmızılı kız, ne yamanmışsın sen öyle, dedi. Kız aşkla baktı: Deniz, dedi. Çocuk anlamsızca yüzüne bakıp bir şey söyleyecekti ki susturdu onu. Bir düşsün belki de, sana bakarken gördüğüm, Deniz’di. Bozma bu düşü, der demez arkadaşlarının arasına uçar gibi karıştı. Deniz’in yüreğine düşen aşk, kırmızı montlunun yüreğinde büyüdü. Birlikte olmadılar, birbirlerini gördüklerinde konuşmadılar, sadece öğrenci eylemlerinde yeşil parka ve kırmızı mont aşkla çarptı. 

Gerçekten zırvalıyorsun, bunun neresi aşk. Hem dur bakalım… kırmızı mont… senin özenle sakladığın… Sen o çocuğa âşıksın. Ama benimle berabersin. Bu nasıl olur ha?

Şimdi de sen zırvalıyorsun, kıskançlığınla.  

Bu halinle mi? Üzerindeki pijamalarla mı? Aynaya bak arada bir. Ne o öyle erkek gibi…

Senin fantezilerinde yer alan kadın tipi değilim, haklısın! Senin bakıp gördüğün yerler belli.  Bacaklara, memelere bakan erkeğin karşısına çıkacak kadın da haklı olarak onun ayakkabısına bakar. Benim hikâyemde bedenler sonraki iş, öncelik ruh ve yürek birlikteliğinden doğacak olan aşk. İmkânsız bir düş diyebilirsin sen.  Ama düşlerin gerçekleşme umudu her zaman vardır canım. Bu yüzden yarın bu evden ayrılıyorum.

Saçmalıyorsun şimdi.

Seninle neden olduğumu çok düşündüm. Sanırsam biraz sıradan olmaya ihtiyacım vardı. Sonra sonra sana benzemeye başladığımı gördüm. Sesimizin ayarı bile aynı tonda çıkmaya başlayınca ilişkiyi gözden geçirdim.  Aslında haksızlık etmek istemem sana,  ilkin hikâyemin başkarakteriydin, sonra senin anca yan karakter olabileceğine, etrafımda pek fazla dolaşmaman gerektiğine karar verdim.

Bence ileri gidiyorsun. Kibarlığımı bozdurma şimdi! Söylediğin sözleri aynen sana iade ediyorum. Gidebilirsin, seksapaliten de yok zaten. Sadece benimleyken başkalarına bakmıyorsun diye…

Sen başkalarına bakıyordun ama. Sadece bakmakla da kalmıyordun.  Gördüm seni, uzun bacaklarla…  Hem de hikâyende geçen o uçuk mavi gömleğinle.

Anlatılan iki hikâyeye de inanmadınız mı yoksa?

İnansanız iyi olur. Kırmızı montlu kızın adı Elif, aşkı aramaya gitti. Sokaklarda Deniz’in sesini duydu. Deniz’i buldu. Yeşil parkasında kürkü yoktu Deniz’in. Olsun, ışığı var, dedi.  Elele, yürek yüreğe acılı insanların yaralarını sarmaya çalışıyorlar şimdi. Bazen gazdan boğuluyorlar, bazen coptan bedenleri morarıyor. Her türlü suç üzerlerine yükleniyor. Hiç şikâyet etmiyorlar. Gözleriyle, dudaklarıyla öpüp iyileştiriyorlar birbirlerinin ruhlarını.

Güldürdünüz şimdi beni.

Bedensel anlamda sizlerin aldığınız hazdan daha fazlasını alarak sevişiyorlar,  emin olun. İster sokağın ister vicdanın gücü deyin, isterseniz demeyin, durumları aynen böyle.

Diğeri, yan karakterimiz, bacaklara bakmıyor artık.  Günde bir paket sigara içiyor…  Facebook hesabını dondurdu. Twitter’a hiç bulaşmıyor bile. Düşünüyor sürekli, karartılmış geceyi. Rehin alanın da rehinin de neden öldürüldüğü üzerine kafa yoruyor. İşi zor, haber sitelerini geriye sararak okuyor. Okudukça bazen, yuh, bazen, pes, diyor. Ha bu aralar Bir şey yapmalı,* şarkısını da diline dolamış.  Elif’i çok özlüyor. Onu anlıyor ama ilişkiyi geriye sarma imkânı da yok, bunun farkında. Kaybettiklerini bulmak için yarın alanlarda bir yürüyüşe katılacak. Coptan, gazdan ölesiye korkuyor. Umudu kırmızı montlu bir kız…

Ne dersiniz, başkarakter olabilir mi?

*Moğollar’ın şarkısı

Mutfak/21.06.2015 01:21

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış