Barış Yolda / Asuman Susam

Artcivic’de her sayı bir şair ya da yazar seçtiği bir müzisyeni ya da bir müzik grubunu bize yazacak. İlk sayımızda şair Asuman SusamYolda’yı bize getirdi.

Barış YOLDA…

kopardılar çiçeklerimizi / ama bahar gelecek yine / geçiyor bu zalimin günleri / barış gelecek yine / gökyüzünde güneş şimdi onlar / yarınlara ışıklar / dönmedik biz sevdanın yolundan  / bir ömür aşktan barıştan / barış bizimle…

Gitmek fiili heyecan kadar melankoli de içerir. Sevinçlibir tedirginlik,yenilenmek tazelenmek kadar kederli yorgunluklar… Gitmek sanki hayatı karşılamak, onunla kucaklaşmak için var. Yolda olmak; oluşta kalmak, kaçış çizgilerini kollamak,  suyun kuvvetiyle, rüzgârın…kayaları aşındırmak. İster içeri ister dışarı olsun yönü, yolda olmak sürekli bir değişim, dönüşüm, sürekli bir yenilenme hali. Gitmek, sürekli bir erginlenmeritüeli. Bu yüzden yolda olmak hep iyi…

Yolda’yı tekrar tekrar dinlerken beni onda tutan ne diye düşünüp durduğumda işte bunları buldum. Yolda’yla yakınlığımı buradan kurdum. Yolda kusursuz bir grup değil, iç disiplini yüksek ve yüksek ideallerle kurulmuş, tepeye tırmanma arzusu olan, mükemmelliğin mermerini yontan, profesyonelliğin afili edasıyla şarkılar yazan ve söyleyen…Bunun için onda kaldım. Sadece şarkı söyleyen insanlar var orada, yolculuklarını müzikle kurmuş, hayata direnmenin, tutunmanın ve onu güzelleştirmenin yolunu müzikte bulmuş insanlar. Yok, bunun için tek tek müzisyenlerini tanımanıza gerek yok; şarkıları dinlemek yeter. Nasıl şiir hakikatin dilinden başka bir şeyi varlık alanına kabul etmezse müzik de öyle… Hakikati hakikatin dilinden konuşmak tam da bu vakitlerde neden önemli ki? Şiir de müzik de insanı önce kendine sonra ötekine yaklaştırmak, kendiyle ve ötekiyle yakınlaşmak için. Müzik de şiir gibi su gibi saf olana gitme eğilimli.İşte, Yolda şarkıları öyle su gibi. Saf, yalın, duru ve hakikatli. Şarkıları dinlerken kimyanız değişiyorsa bu boşuna değil; bu, o şarkılara inandığınız için oluyor. Aranızda samimiyet bağı tüm naifliğiyle kendiliğinden oluşuyor.

Yolda’yı önemli ve dikkate değer yapan, tüm şarkılarıyla, onları sunuş ve paylaşma biçimleriyle takipçilerine bir dünya fikrini de sunuyor olmaları. Samimiyet dediğimiz şey buranın fark etmeden bizi içine alan gücüyle oluşuyor. Bir bağ varsa o ortaklaşalık hissini karşılıklı taşıdığınız için var. Yolda için rahatlıkla anti-militaristtir,anti-kapitalisttir, cinsiyetçiliğe karşıdır diyebilirsiniz. Ekolojik şiir diye bir şey var, hem de önemli bir şey olarak, ekolojik müzik diye bir şey var mı bilmiyorum; ama Yolda’nın ekolojik duyarlılığının yüksek olduğunu hissediyorum. Bunu yalnızca şarkıların sözlerine bakarak söylemek elbette işin en kolayı; ama tüm şarkıların seyr ü seferine bakarsanız, enstrümanların şarkılar içindeki gezintilerine, geçişlerine, soluklanmalarına, tekil konuşmalarına ve yeniden bir araya gelip çokluktaki birliğe ermelerine… merkezsiz bir süreklilik görürsünüz onlarda. Doğayı unutmayış ve ona yakın oluş denizden rüzgâra, kumsaldan atlara doğanın imgeleriyle hikâyelerini kurmalarından kaynaklanmıyor. İmgeleri hikâyenin asal unsurları yapmaları bunu sağlıyor. ‘Kedi’, bu nedenle benim gibi fobik birini bile fobisini aşmak için kışkırtıyor.

Hikâye demişken… Yolda şarkılarında hikâye kurmayı da seviyor. Belki bu nedendir benim gibi işi gücü sözcükler olan birini kolaylıkla yakalaması. Şakacı tonda, esprili, güleryüzlü olanlar kadar lirik, dingin, dozu düşük de olsa kederli kimi güzel şarkılar dinleyenleri bir hikâyenin, neredeyse bir kısa filmin içine çekiyorlar. Çilli Güzelim, Özledim Seni Gel, Ringa, Çilek Fasulye, At, Aşk Dediğin, Tost Ayran,6.30 Vapuru,Haydut…Bu şarkılarda bizi içine çekeninhikâye  kadar söyleyişteki dramatik tonların etkisi olduğunu da söyleyebiliriz.

Yolda hikâye ettikleriyle, müzikteki söz kurgusuyla anların güzelliğini ya da sarsıcılığını, olağanın içindeki mucizeyi, gündeliğin sıcaklığı ve sıradanlığıyla başköşemize oturtuyor. Hem de bazen öyle bir oturtuyor ki kimi şarkılar terapötik bir etki bırakıyor.  Ninni, Dalyan, Sabah Duası… ile ‘Güneş düşer elbet yolu(muza).’

Yolda’nın yolculuğuna kronolojik olarak baktığında, o içerideki hiç değişmeyeni koruyarak bir hayli yol kat ederek dönüştüğünü de görebiliyor dinleyen. İlk şarkılarında, Doğunun mistik tınıları, makamsal geçkilerle, geçişlerle yolumuza çıkarken -ki o güzel şarkı Eski Resim’i ve Neyzen’e verilen selamı da hatırlayalım- ritmin, tonun, özellikle nefeslilerin kullanımının son şarkılara doğru değiştiğini söyleyebiliriz.  Türk müziği makamlarından karnatik olana, Orta Doğu ve Akdeniz sıcaklığından Latin coşkusu ve kıvraklığına doğrusu  nefis bir yolculukla gelinmiş. Çünkü Yolda gezdiği yerlerde, konakladığı duraklarda gördüklerini, işittiklerini kendi kılmayı başarmış.

Doğrusu Yolda’nın neredeyse tüm şarkıları güzel. Ama Yolda’yı yazıyor olmanın kulak hakkıyla son derece öznel ve kalbi bir seçimle belirlediğim ilk on’umu da paylaşayım: Kenar –ki dünyanın kenarında sürekli bir yürümek hali-, Annem – ki bir yas ve veda bu kadar içerden, ancak bu saflıkla müziğe taşınabilirdi, ben baba özlemiyle dinledim-, Su, Peynir Gemisi, Sonbahar, Denizkızı, Pepule, Yol, Yeniden, Yolaçık. Peki, Aşk Dediğin ve Akdeniz de benim bonusumolsun. Vahşi Atlar ve At da hikâyesi ve hikâ ye anlatıcılarıyla bir kenarda dursun…

Yolda’nın müziklerine nefeslilerin başkalık kattığını rahatlıkla söyleyebiliriz sanki… Gerek lirik, yumuşak gerek dinamik neşeli ritim ve tonlarda olsun nefeslileri duymak iyi hissettiriyor dinleyene kendini. Örneğin Su… Bu anlamda müthiş bir şarkı…Şarkının vurmalılarla koyulaşan melankolisini, düşeni, dibe çekileni, suya bir ip atarak, o ipi suda dolaştırarak nefesliler yukarı çekiyor. Su havayla öpüşüyor. Ve şarkı sanki bu nedenle sihre dönüşüyor. Pepule de öyle güzelliğiyle… diyor ki şarkı ‘Ah, bir şeyler eksik hâlâ’… Bu şarkıda sanki mızıka o eksik olanı arıyor, buluyor ve tamamlıyor. Mızıka diğer şarkıların da eşlikçisi olmasına rağmen burada bağımsız bir söz kuruyor bizimle. Sözcüklerin kesildiği yerde konuşmayı o devr alıyor.

İçe doğmuş olanlardan konuşmaya devam edersek Yolda şarkılarında iki şeyden vazgeçmesin isterim: akordeon ve mızıka… Mızıka benim için her şeyden önce baba nefesi demek. Pazar sineması ve kovboy filmleri, babanın çaldığı, benim ne iyi ki okullardaki korkunç blok flüt faşizminden önce üflediğim ilk enstrüman mızıka. İlk gençlikteki Bob Dylan’lar blues gezintileri sonra…Akordeon da çocukluk hatırası…Şimdilerde sanmam ki havuzlu, çokkatlı site evlerinde abiler akordeonlarını alıp çıksınlar bahçeye, çalsınlar gönüllerince, kadınlar eşlik etsin şarkılara, çocuklar dans… Şanslı çocukluğu olan demek ki benim. Karşı koşunun oğlu Behiç Abi, keyifli olduğunda baharları yazları en çok akşamüstüleri akordeonuyla dükkânlarının önüne çıkıp çalmaya başlardı sırayla şarkılarını. Kadınlarla, çocuklarla görülesi bir şenlik. Eh büyüdükçe tanıdık tınılar başka uzaklardan da yakalayıveriyor insanı. Latin rüzgârı ya da Çiganla…. Etnik çağrılara da kapılır,  Portekiz’de fadolardamadrigallerdebir süre karar kılınır. İşte çok okyanus çok denizdir akordeon.Ve elbette YannTiersen… İşte aslında bize yaban duran, uzak duran bu iki enstrümanı kendine özgülüklerini koruyarak müziğine yerleştirmeyi bilmiş Yolda. Çok da iyi etmiş. Çünkü Yolda’nın müziklerinin karakteristliği çift kutupluluğu. En neşeli, coşup taşan; hoplayıp zıplatan şarkılarında insanı ansızın yakalayıveren bir melankoli var. Ya da tam tersi… en hüzünlü, kederli dediğiniz şarkıda  umudu sezdiren, sizi  iyimserliğe, neşeye çıkaran bir dip akıntısı… Akordeon ve mızıkanın ağırlıklı olarak girdiği yerlerde bu daha da belirginleşiyor. İnsan çok rahat söyleyebilir, bu ikisi Yolda’nın ruhunun taşıyıcıları, alameti farikası…Ya da bestelere kuş kondurması…

Bitti gibi görünen şey aslında başlamak. Gitmek hayatı kucaklamak. Yol ve yolculuk değiştiriyor insanı. Yol almak, yolda olmak ilerlemekten çok helezonik daireler çizmek; bir matkap gibi içi delmek, köke, kökene ulaşmak. Müzik beden ve ruhu ikiye ayırmadan sevinçli kederler, kederli sevinçler arasında gidip gelmek, yolculuk etmek. Yolda bunu biliyor.

Şimdilerde çok yaramız var bizim. Yarıklarımız su toplamış, çatlaklarımızdan su sızıyor. Gezide nasıl mücadeleye devam dediyse Yolda Gaz Arkadaşlarıyla birlikte şimdi de Barış diyor. İçimizi serinletiyor, inadımızı tazeliyor.

Yolda kolektif bir hayata inandığı için müziklerini yapar yapmaz herkesle paylaşıyor. En çok konserlerde tadı çıkar böyle grupların ya yakalayamayanlar denk gelemeyenler için şu adres de hiç yoktan iyidir hiç değilse ilk buluşacaklar için:

http://www.yoldamuzik.com/#!mp3/1

Ama bahar gelecek yine, yine barış, bizimle…

Barış // Peace 

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış


....