Edebiyat Dolayımından Çıkmalar 1 / Barış Acar

Anlatmasam da Olur* 

Sanatın “anlatmak”la ilişkisi epey müphem. Anlatmak “iletişim”i varsayıyor öncelikle. Bu anlamda genel olarak sanatın, özel olarak da edebiyatın “bir şey anlatmak” peşinde olduğunu düşünmüyorum. Hatta tersini iddia etmek için sebeplerim var. Eğer ki, Fransız ekolü düşünürlerinin öne sürdüğü gibi, bir süre sonra dil kendi başına konuşuyorsa, yani sorulacak sorular ve verilecek cevaplar kendi başına onun içinde var oluyorsa, sanatçı kesinlikle “anlatıyor” değildir. Daha çok “anlatmıyor”un peşinde olduğu bile öne sürülebilir. Sanatın dili aşan yönünü görebiliyorsak o vakit o, iletişim teorisinin bir parçası olmaz aksine onu kırmanın, onu aksatmanın bir yolu olup çıkar. Bunu fark ettiğimiz anda da “sanat formları”ndan bahsetmek tümüyle anlamını kaybeder. Keza sanatın formları yoktur. Sanat forma (edebiyat örneğinde “dil”e) direnen olarak karşımıza çıkar. Bu açıdan bakıldığında sanat tarihinin üsluplar tarihi girişiminin sanatı ehlileştirmeye çalışan bir kapma girişimi olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat tarihinin kanonları için de aynı iddiayı öne sürebiliriz. Soruya geri dönecek olursak “sanat formlarıyla” “anlatmak” (bu iki terimin de sanat açısından olumsuzlamasını yaptığımıza göre) mümkündür, lakin bu durumda ortaya çıkan şey sanat olmayacaktır. Ancak sanatın çalınmış hali, “popüler sanat” olabilir mesela (Kitsch kategorisi bunun için üretilmiştir). Sait Faik'in sözüne dönecek olursam; yazmasam delirecektim diyor yazar. Ben yazarak delirdiğini düşünüyorum. Sorunun devamını da böylece cevaplayabilirim: Anlatmasam da olur.

 

* Bir derginin "Anlatmasanız da olur muydu?" başlıklı soruşturması için benden istediği, sonra da cevabı beğenmeyip yayımlamadığı metindir.

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış


....