İrfan Çinar Söyleşi / Asuman Susam

AED Söyleşileri’yle türe başka bir soluk getiren şair İrfan Çınar’a bu kez soruları biz sorduk.

Aed söyleşileri fikri nasıl doğdu?

Hep eleştiren koltuğundaydım. Elbette ben de yalnızca eleştirendim bir ara. Sonra eleştirme işini kenara bıraktım. İnsanların, iktidarların neyi nasıl yaptıklarına odaklandım. Salt eleştirmek yerine ilgili işin alternatifini ortaya koymak daha doğru geldi. Sorular sorular ve sorular sorduğumu fark ettim. Hangisiydi hatırlamıyorum bir söyleşiye denk geldim, eksik buldum. “Yahu o adama o mu sorulur, ben olsam şöyle yapardım,” dedim ki heyecan sardı beni. Hemen söyleşi/röportaj alternatifi geliştirdim. İlk söyleşimi sana hazırladım. O söyleşinin okunulabilirliğini ya da başka bir deyişle okuyucuyu sıkmayışını çok sevdim. Söyleşileri okuyanların çoğu farkında değiller ama söyleşilerin çoğu 8-10 sayfa roman okumaya eşdeğer karakter sayısına sahip.

Bu söyleşileri okuyan ne bulsun bunlarda istiyorsun?

Öğretmenlik tarafımı şimdilik yeğenlerime saklıyorum. Herkesin bulduğu kendine, ben sadece eğleniyorum ve söyleştiğim kişinin de eğlenmesini istiyorum. Bu işin en önemli parçası olan okuyucunun da ancak bu şekilde eğlenebileceğini düşünüyorum.

Öğretmenlik tarafımı bu işe katsaydım sanırım Türk Edebiyatı ve dergilerinin bizi yıllarca nasıl sığ sularda yüzdürdüklerini görmelerini isterdim. Onların nasıl yakındakilerle, uğraşmadan, daha az çaba göstererek yaptığı işlerle günü bile kurtaramadıklarını bilmelerini isterdim. Neyse ki öyle bir derdim yok!

Söyleşilerde karşılıklılık esastır. Metin iki kişiyle kurulur. Bu senkronu tutturamadığın oluyor mu? Olduysa o zaman ne oluyor?

Çok karışacak ama başka türlü anlatamayacağım: Senkron dediğin şey bende kıvam olarak adlandırılıyor. Bazen bir sözcük bile o kıvamı yakalatabilir söyleşiye. Bazen kıvamın yakalanmaması istediğim kıvamdır. 2015’te kalan kısımda, yani deneme zamanlarımda kıvamın tutmadığı oldu evet; güzel de oldu!

Edebiyatçılardan çok disiplinlerarası gezinmeyi tercih etmenin özel bir nedeni var mı? Bu böyle mi devam edecek?

Benim için edebiyatçılar hiç de öncelikli kesim olmadı. Esasen öncelikli kesimim de yok. İnsan önemli benim için, onun deliliği önemli. Örnekleyelim: Estas Tonne gibi müziği duyabilen görmedim ki içinde hem durdurulamaz bir çingene hem Çaykovski hem Orhan Gencebay hem de Queen taşıyan garip biri, Roy Smila çölde yaşıyor, Cirrus’tan Nawel Ben Kraiem için “Mama Please” desem yeter,  Juno kişisel gelişimci astrolog, Kaan Boşnak ve Büşra Kurtar çok gençken bu ülkenin zorluklarında çok büyük işlere imza attılar. Yani söyleştiğim kişi ne kadar deliyse o kadar iyi.

Sürprizler hem sorularda hem konuklarda. Bizi neler bekliyor? Var mı oooo, dedirtecek bir şeyler?

Çok var fakat kesinleşmeden paylaşmayı doğru bulmuyorum. Söyleşi tam anlamıyla karşımda durduğunda tamam diyerek paylaşıyorum zaten. Tek diyebileceğim en olmaz denileni düşündüğümdür. İnsanlar “Parodi mi bu acaba?” diye her sorduğunda doğru yolda olduğumu anlıyorum.

Türler arasında gezinmeyi seviyorsun. Şiir, söyleşi, roman… Hepsinde farklı bir yanın keşfi ve sunumu mu var yoksa hepsi bir büyük cümlenin sözceleri mi?

Sanırım ikincisi. Büyük cümlemiz de şu olabilir: Etkileşelim mi?

Belli ki bir yerde durmayacak irfan Çinar. Peki, edebiyat ta neyi hedefliyor? Çıtası ne?

En büyük hedefim soyadımı doğru yazdırabilmek: Arkadaşlar, Çınar değil, Çinar. Daha da göremediyseniz; çİnar! Şakayla karışıklık bir yana: Her anlamda tek çıtam bir önceki işimdir. Bir önceki dizem, bir önceki şiirim, bir önceki cümlem, bir önceki sorum, bir önceki kedim, bir önceki taşım… Hedefim de düzyazıya ağırlık vermek. Novellam bitti bitiyor. İkinci şiir dosyamı, tek eksiği olan son notunu da 6 aylık arayışımdan sonra iki-üç gün önce bulduktan sonra bitirebildim.

Kendini edebiyatın içinde mi dışında mı görüyorsun? Neden?

Net bir şekilde dışındayım. Arkadaş Z. Özger Ödülü’nü aldıktan hemen sonra da dedim: Ben bir edebiyatçı değilim. Nedeni ise çok basit: Edebiyat benim durumumdaki bir insan için çok sınırlayıcı bir şey. Çocukluğumu da geçin doğumumdan beri farklı etkileşimler içerisindeydim. Üstüne üstlük ben de rahat durmadım, işi iyice karıştırdım; modern anarşizme yakın görüşlerimle gittim kapitalizm akademisine yazıldım mesela. Bu etkileşimler bana farklı bir duyuş, dokunuş, bakış, hissediş, anlayış kazandırdı. Kafamı gerçekleştirmek edebiyatla olacak şey değil ama edebiyatsız olacak şey de değil.

Söyleşilerinde herkesten üç şarkı istiyorsun. Biz de senden bunu isteyelim kapatırken.

Daughter – Youth

Khromozomes – Blind

Poets on Prozac – Sleep Through the Silence

Meraklı okura:

www.aedinterview.com
www.facebook.com/aedinterview
https://twitter.com/AedInterview

Bu İçeriği Sosyal Medyada Paylaşın
Facebook'ta Paylaş    Twitter'da Paylaş   


 

Kullanıcı Yorumları ( Yorum Ekle )

 

Henüz bir yorum yapılmamış


....